bireysel gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bireysel gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Aralık 2013 Çarşamba

Beyazlar ve Renklileri Ayrı Yıkayalım

Mavi yaka ile Beyaz yaka yönetiminde İnsan Kaynakları departmanının ayrışması aslında bir gerekliliktir. İnsan Kaynakları yapısının kurumlarda net bir işleyişe sahip olamadığını ve kimi kurumlarda formalite olmaktan kendini alamayan bir departman olması göz önünde bulundurulduğunda bu savın önceliği tartışılabilir. Sav olduğunu belirtiyorum, çünkü bununla ilgili kurumlarda veya ik camiasında bir girişim olmadığını gözlemliyorum. Unutmayın! İnsan Kaynakları daima Beyaz yakadır. 


Her şey bitti, bu konumu eksik?
Aslında her şeyin tam olmasına gerek olmadan belirli ayrıştırmalar gerçekleştirilebilir. Nitekim departman yapısında hangi görev tanımlarının ayrışacağı ve konuşlandırılacağı belirtilebilir. Bu sayede, sonradan yapılanmaya gerek kalmadan bazı görevler de güncelleme yaparak departmanın ahengini bozmamış oluruz. İnsan Kaynakları şekil itibariyle çeşitli görevlere ayrılmış bile. Mesela işe alım, bordro, eğitim, performans gibi farklı sorumluluk alanları mevcuttur.

Ne faydası var?
Zaten çeşitli kolları olan bir departmanız. Üstüne bir de mavi yaka ve beyaz yaka ayrımı getirmenin faydası ne olacak diyebilirsiniz.  O halde konuya bir de şu açıdan bakalım. Malumunuz Mavi yaka fiziksel güce dayalı bireylerin istihdam edilmesi anlamı taşır. Bireyin iş sorumlulukları ağırlıklı olarak fiziksel alanda olduğu için ik nın buna göre donanımlı ve bilgili olması gerekiyor. Mavi yaka istihdam edilen yerlerde koçluk genellikle usta başı, formen gibi şefler tarafından yapılmaktadır. İk nın bu anlamda farkı olması gerekli olduğunu düşünüyorum.

Beyaz yaka ise zihinsel iş gücüne dayalı bireylerin istihdamını esas alıyor. Peki bireyin ik sı ile mavi yakanın ik sı bir olduğu takdirde tek bir tarafa odaklanıp diğer tarafı tatmin edemeyeceği bir öngörüdür.

Ayrımcılık mı? Yoksa Odaklanma mı?
Çamaşırlarda bile beyazlar ve renkliler ayrı yıkanır mantığı geçerli iken, bizim tek tip ik da ısrar etmemiz olumsuz bir görüş. mavi yakanın beyaz yaka donanımlı bir ik kulağa biraz aykırı geliyor, fakat gerçek bu. Bireyin iş yoğunluğu fiziksel iken, ona zihinsel yorgunluk gerekçesi ile müdahale etmek farklı notalarla aynı şarkıyı çalmaya benzer. Kurumu bir orkestra olduğunu düşünürsek çok seslilik de temel olan her enstrümanın aynı notayı basmasıdır. Çeşitlilikte aynı ezgiyi yakalamak için enstrümanın notayı nasıl basacağını bilmeniz gerekiyor. Mavi yaka istihdama, beyaz yaka ik tanımlamak, piyano çalmak isteyene gitaristin yardımcı olması gibi bir durum doğuruyor. Bu durum en başta, işe alım esnasında sorunlara yol açıyor. Fabrika üretim bandında çalışacak personelin işe alımında, bireylere sorulan beyaz yaka sorularından, başlayıp oryantasyon sürecinin iyi yönetilememesi kadar uzanan bir silsile halini alıyor.

Söz konusu durum asla sınıf ayrımı olarak algılanmamalıdır. Sadece yetkinlik bazlı konumlandırmaya ilgili bir çeşit görev dağılımıdır. Yıllarını çağrı merkezi sektöründe ik uzmanı olarak geçiren bireyin, güvenlik firmasında ik deneyimi tam bir hezimet olmuştur. Kişi işe alım için bazen kahveye gidip ilan duyurmak zorunda kalmış ve beyaz yaka ile mavi yakanın ayrımını çok net bir şekilde görmüştür. Bu yazı sayesinde bu yönde düşünen ik cıların sınıfsal ayrım ön yargından kurtulup kurumlarında bu savlarını dile getirmelerini rica ediyorum. Gerekliliği olan bir yetkinin mazereti olmaz. Muhtemelen yazıdan sonra sorgulayacaksınız. Mavi yaka mı? yoksa Beyaz yaka mı? Nerede olmalısınız? Kararı sizin kendi iç görünüz ve tecrübeleriniz verecek.

Yol Ayrımındasınız.

Yaka farkında Berlin Duvarını yıkalım. Mavi yakaya özel İk kuralım.


Aynı farklılık kalite konusunda da karşımıza çıkmaktadır. Daha önce bir yazımda bu konuya yer vermiştim. Hizmet ve üretim kurumlarında kaliteye bakış ve kaliteyi yakalamada farklılıklar olacaktır. Nitekim toplam kalite hedefinde kurumun bünyesinde istihdam edilen mavi yaka beyaz yaka ve hatta bunların insan kaynakları sorumluları da göz önünde bulundurulmalı ve bu yönde atılım yapılmalıdır.

Yazıya özel "İdeal İş yeri" maddesi: Çeşitliliklerinin farkında olan ve yetkileri bu doğrultuda delege eden kurum, ideal iş yeri olma yolunda önemli bir adım atmış olur. 

Yeniliğe açık, değişime önayak olan, ön yargısız sorgulayıcı ve algısı açık bir hafta geçirmenizi temenni ederim.



11 Kasım 2013 Pazartesi

Yeteneği Tohumdan Yetiştirmek Hakkında




Yetenek yönetimine dair küçük de olsa Meramımı paylaşmaktır gayem.


Malumunuz şirketiniz de Yetenek Avcısı pozisyonunda birisi var. Belkide o sizsiniz. Yetenek Avcısı, görevini ve tanımını az çok biliyorsunuz. Şimdi de çeşitlerine ve niteliğine bakalım.

Bazı kurumlar bu rolü yatay ve dikey yer değiştirme olarak konumlandırır. Yani pozisyon sahibi, departmanların personel analizini bu ölçüde yapar. Departman yöneticilerinden bu konuda destek istenir. Tanımlara uyan personel bir dizi mülakat ve inceleme sonrasında esas niteliklerinin olduğu kısımlara yatay ve dikey olarak yerleştirilir. Bu konuyla ilgili Kalifiye Terfi isimli yazımda detaylı olarak okuyabilirsiniz.

Bazı ihtiyaçlar doğrultusunda kafa avcılığı yapan (headhunter) veya buna önem veren kurumlar da var. Bu iş için dışarıdan destek alırlar. Bu desteği sağlayan uluslararası kurumlar mevcut. Buradaki esas, kurumun ihtiyacına uygun bir yönetici adayını dış piyasadan veya rakip kuruluştan transfer etmektir. Ki bu tip durumlar basında da yer bulmaktadır. Bazen bedeni başka firmada kalbi Burada atan bir çalışan vardır.

Ve bunların dışında çok farklı bir yerde duran, yıldız yetenek profili var. Bunlar genellikle üniversite kantininde veya bahar şenliğinde kariyer günlerinde denk gelirsiniz. Danışmanlık firmalarının kolay lokma diye adlandırdığı eğitim safhasında ki genç adaylar. Nitelik ve yetkinlikleri değerlendirilip profil oluşturduktan sonra, belkide kurumunuzun uzun vadede aradığı Lider Güdümlü bir yönetici olacaktır. Dolayısıyla Kariyer günlerini beklemeden üniversiteler ile irtibata geçip bu yönde Stajyer sınıfları veya grupları oluşturmanız gerekmektedir. Kendi liderini eğitim hayatındayken tanı. Ve oda bunu bilsin ki ona göre gelecek planları yapsın. 


Yine Kalifiye Terfi yazımdan bir kuple: Tabi bazı kurumlar hazır giyim tutkunu olarak, kumaşı kendimize göre değil de standartlara veya başkasına göre dikilmiş olanı tercih ederiz. Ya pot gelir, ya dar.
Yetenek arıyorsunuz. Peki onlara ne vaat ediyorsunuz. Yani o yetenek neden sizi tercih etmeli. Artı olarak sunduğunuz şey yan haklar mı yoksa itibar mı. Veya ideal bir iş yeri oluşunuz mu. Bunları değerlendirmeniz için de öncelikle kurumun kariyer hedefleri doğrultusunda Swot Analizi yapmanız gerekmektedir. Bu sayede kurumun duygusal ihtiyaçları tespit edilebilir. Kariyer güzergahını belirlemenizde fayda olacaktır.

Peki yeteneği nasıl tespit edeceksin? Bu konuda yetenekli bir personelin sayesinde veya tecrübeli yöneticilerin sayesinde. Ve son soru: bu yeteneği hangi alanda ne ölçüde değerlendireceksin.

Ağaçtan meyve yemek güzeldir. Birde tohumdan ağacı yetiştirmeyi deneyin.


9 Kasım 2013 Cumartesi

Peryön Kongresi 2. Gün

PERYÖN 21. İNSAN YÖNETİMİ KONGRESİ 04-06/KASIM/2013 (2. GÜN)  


Konferansın son günü malum İstanbul trafiğini düşünerek çok erken bir saatte yola koyuldum. Erken bir şekilde kongre alanı olan Lütfi Kırdara ulaştım. Geldiğimde blogger lar toplanıp çeşitli konularda sohbet ettik. Tabi yanımızda büyümüz ve öncümüz İpek Aral Kişioğlu vardı. İpek hanımla sohbet etmek gerçekten çok hoş. Sohbet esnasında günün açılışında yapılacak İK Blog Ödülleri Törenini konuştuk. Oylamanın farklı bir sistem olması nedeniyle bazı çelişkiler olacaktı elbette. Fakat ne olursa olsun bu ödül töreni bir ilkti ve birçoğumuzu heveslendirdi. Benim blogum yarışmaya katılacak kriterleri taşımadığın için finalist olamamıştı. Bende umudumu 2014 İK Blog ödüllerine sakladım. Bir mani olmazsa seneye iddialı bir şekilde yarışmaya katılacağım.  

Salona girip blogger masamıza oturup aramızdan kimin ödüle layık görüldüğünü beklemeye koyulduk. Ödül töreni esnasında salonda bulunan binlerce kişiye verilen mesaj; İnsan Kaynakları alanında sosyal medyayı kullanan bir ekip olduğu ve çeşitli konularda yazdıklarını paylaşarak etkileşimde bulunduklarıydı. Bence çok yerinde bir karar olmuştu bu ödüller. Neticede halen blogger ları tanımayan birçok meslektaşımız vardı. Bu sayede kendimizi tanıtmış olduk. Ödül almak için sahneye önce Müge Arslan ve Saygı Güvenç davet edildi. Ve son olarak ilki düzenlenen İk Blog ödülleri birincisi Çağın İnsan Kaynakları – Aydan Çağ oldu. Blogger masasından kalkarken, aslında hepimiz adına ödülü almak için koşarak gitti Aydan. Sahnede ödülü aldıktan sonra, İpek Aral Kişioğlu’na ve tüm takipçilerine teşekkürlerini sundu.  

Sahneye davet edilen konuşmacı İDO nun Genel Müdürü Dr Ahmet Paksoy du. Paksoy konuşmasında “Tecrübesizliğin Şansın” dır sloganı kullandı. İlginç bir anekdot olarak “Sosyal medyayı bilmiyordum. Ta ki İdo hakkında bir eleştiri kampanyası başlatılıncaya kadar.” Paylaştı. İDO da yaptığım girişimlerde gençliğimin faydasını gördüm, eğer tutmazsa başka bir iş yaparım düşüncesi güttüm. Ama başarılı oldum dedi. İlginç bir yaklaşıma sahipti. Fakat bize aktardığı şey; “Sen. Genç arkadaşım. Risk almak ve hayatına şekil vermek için neyi bekliyorsun? “  

Paksoy dan sonra sahneye muhteşem sohbetiyle Bekir Ağırdır çıktı. Fatih Türkmenoğlu ile sohbet eşliğinde geçen oturum da Bekir Bey gündem ve çeşitli sosyolojik olaylara değindi. O kadar güzel ve dolu içerikle konuşuyordu ki, not alamadım. Tweet Wall bir süre boş kaldı. Eminim o konuşma sırasında kimse tweet atmamıştı. Ki bu konu hakkında yine Twetter üzerinden Özlem Helvacı ile aynı düşünceleri paylaştığımız konusunda yazıştık. Sayın Ağırdır gezi parkı olaylarının aslında bir alarm olduğunu ve yakında gelecek en büyük tehlikenin kadın üzerine olacağı vurgusunu yaptı. Malum gündem konularına değinen Ağırdır, Kadın meselesi Türkiye’de henüz çözümlenememiş ve konuşulamamıştır. Bu sayede kadın meselesi çeşitli mevzularda dile getirilebiliyor dedi.  

Bir sonraki oturumumuz; Biz Nasıl İnsanlarız? İk Profesyonellerinin Değerleri oldu. Capital dergisinden Sedef Seçkin Büyük moderatörlüğünde konuşmacılar; Doç Dr Mine Afacan Fındıklı, Merck Gruptan Sevilay Pezek Yangın ve Tat Konserveden Arzu Aslan Kesimer di. Oturum süresince yine salonda doluluk olduğu için ayakta dinledik. Hatta not alırken kâğıdı duvara ve çeşitli zeminlere koyarak zorlandığımı biliyorum. Sunumun başında yapılan çeşitli grafikler ve istatistiki araştırmalar yansıtıldı duvara. En beğendiğim söz İnsan Kaynaklarının Türkiye’de halen Kurmay Yetkili konumda olduğu ve Stratejik Yönetim biçimini benimseyememiş olmasıydı. Ki bu algı ülkemin kurumlarının genelini yansıtmaktadır.  

Öğle yemeği arasında kongrenin farklı bir özelliğini kullandık. Beslenme Çantası Oturumları ismini verdikleri oturum sayesinde yemeğe gitmeyip sunum dinlemek isteyenlere verilen kumanyalar ile oturumu takip edebildikleri bir sistemdi. Bence gayet başarılı bir fikirdi. Bu süreçte Human Group tan Timuçin Bayraktar bizlere İnovasyon Kültürü: Küçük Balık Büyük Balığı yer sunumunu aktardı. Gelenekçi yapılara kafa tutan garaj veya oda şeklinde kurulan firmaların sektörün çınarlarını koltuğundan kaldırmalarını anlattı. Var olan bir uygulamayı geliştirirsiniz ve bu size yarar sağlarsa bu inovasyondur dedi. İnovasyonun teknolojiyle birlikte kolaylaştığı ve artık süreçlerin çok hızlı geliştiğinden bahsetti. Bu sayede bir firma kurup bunu milyonlarca kişiye tanıtmanız birkaç hafta alırken köklü bir çınar olan şirketinizin yok olması da yine aynı hızda olabilir dedi ve çeşitli örnekler sundu.  

Sırada Peryön İnsan Yönetimi Ödülleri kazananlarının sunumları vardı. Burada en beğenilen firmalardan birisi tabi ki Viko oldu. Viko firmasını İdeal İşyerleri Çalıştayından beri takip ediyorum. İk direktörü Gülay Selki ile ilk tanıştığımız da 15 yıl gibi kısa bir süre de muhasebe departmanında çeşitli bölümlere ayrılmış insan kaynakları departmanı kuran bir firma olduklarını iletmişti.  Peryön kongresinde ilk gün viko dan kimseyle görüşememiştim. İçimde ukde kaldığı için akşamdan tweet olarak iletmiştim kendilerine. Ertesi gün fuayede Gülay hanımı görünce çok mutlu oldum. Ama onun beni tanıması ve alakadar konuşması çok büyük bir mutluluktu. Ödülü kazanan süreçleri anlatırken sunumu izlemeye gelen kişiler tabiri caizse ağzı açık dinledi. Viko’nun ardından sahneye Eczacıbaşı Baxter çıktı ve aynı şekilde inovatif hamlelerin neler kattığını ve ne gibi bir farkındalık yarattıklarından bahsetti.  

Kongrenin ve günün son oturumları arasından yaptığımız seçim çok harika oldu. Eğitmen ve Yazar Mehmet Auf iş hayatını Metaforik olarak anlatan bir konsept ile orkestra kurmuş. En eğlenceli oturum olduğu kesindir. Oturum sırasında bazen eller havaya, bazen ritim tuttuk, kah güldük kah eğlendik. İş yaşamında işe alım, yetenek yönetimi, mobbing ve yetki gibi konuları metafor kullanılarak bize müzikal bir gösteri edasıyla sundular. Metafor kullanarak düzenlenen skeçler ve tiyatral denemeler olduğunu biliyoruz. Fakat metaforik müzikali ilk kez tecrübe edindik.

Her güzel şey kısa sürer, tıpkı Peryön Kongresi gibi. Kongrenin altyapısı, organizasyonu be katılımcıları çok iyiydi. Hazırlanma sürecinde emeği geçen herkesin eline sağlık. Bu süreçte görüşme fırsatı yakaladığım ve fikir alışverişinde bulunduğum kişilere ayrıca Teşekkürlerimi iletiyorum.


8 Kasım 2013 Cuma

Peryön Kongresi 1. Gün

PERYÖN 21. İNSAN YÖNETİMİ KONGRESİ 04-06/KASIM/2013 (1. GÜN)   

Herkesin merak ve heyecanla beklediği Avrupa’nın en büyük kongresi güzel ve muhteşem arası bir hava da gerçekleşti. Birçok konferans ve seminere katılmama rağmen bunun yeri çok farklıydı. Ve öyle güzel bir süreç geçirdim ki, tadından yenmez. Peryön Genel Sekreteri Sayın Özlem Helvacı ve blogger arkadaşım Hayati Arpacı sayesinde davet edilmiştim kongreye.   

Bir blogger olarak ilk kez katıldığım bu konferansta bazı ilkler de yaşadım. Mesela, yazılarını zevkle okuyup paylaştığım İK blogger larıyla tanışma fırsatım oldu. En önemlisi de bana ilham veren ve blog yazmam için teşvik eden İpek Aral Kişioğlu ile görüşme fırsatım oldu. Kongre de Türker Okay, Gökhan Yılmaz gibi blogger arkadaşlarımla oturumlara katıldım. Konferans süresince farklı şirketlerden insan kaynakları çalışanları ile tanışarak bireysel network çalışması gerçekleştirdim. Kongre süresince ağırlıklı olarak katılamayan veya diğer oturumlara katılan arkadaşları düşünerek #peryonkongre hashtagi ile not aldım. Ayrıca bulduğum her türlü kâğıt ve ajandayı da bu amaçla kullandım. Kongre ana girişince cam fanuslar içerisinde çeşitli rozetlerle, tanışma faslını daha hızlı gerçekleştirmemizi düşünmüşler. Lütfi Kırdar Kongre Salonu o kadar kalabalıktı ki, bunu Foursquare üzerinden chek-in yaptığınızda anlayabiliyordunuz.  

Kongre başlangıcın da karanlık bir koridordan sırayla yürüyerek kulise geldik. Oradan tahmin edemediğimiz bir şekilde kırmızı halı üzerinde, kameralar ve alkış efektleri ile birlikte sahneye çıktık. Bu duyguyu herkese yaşatan ve hepiniz çok özelsiniz mesajını tasarlayanlara ayrıca teşekkürlerimi iletiyorum. Bize ayrılan blogger masasında yerlerimizi aldık. Kongre boyunca sunum ve tanıtımları hepimizin tanıdığı bir isim olan Fatih Türkmenoğlu yaptı. Açılış konuşması için sahnede Yiğit Oğuz Duman vardı. Kongre hazırlığında çalışanlara ve sürecin her nakışına dokunan kişilere teşekkürlerini iletti. Yorgundu ama gururluydu. Ayrıca bizlere, 2016 Dünya İnsan Kaynakları Kongresinin ev sahipliğini Peryönün yapacağı müjdesini verdi. O kongrede de olmayı isterim elbette. Tabi Vefat eden Murat Demiroğlu'nu da unutmayarak saygıyla andık.  

Yiğit beyden sonra sahneye Aile ve Sosyal Politikalar Bakan yardımcısı Doç Dr Aşkın Asan çıktı. Kadın erkek eşitliği, yapılan ayrımların bilincine varabilme, yapılan yatırımlar hakında bilgiler iletti. Hatta “baba beni okula gönder”, “anne kız okula” gibi kampanyaların yanı sıra Trabzon bölgesinde “dede beni okula gönder” kampanyası başlattıklarından bahseden uzun bir konuşma yaptı. Sürecin sonunda Fatih Türkmenoğlu yönetim bilimin yeni fenomeni Jim Lawless takdim etmeden önce, bazı videolarını izletti. Bu sırada 1 pound karşılığında girdiği iddiadan bir jokey olarak çıkış öyküsünü bizimle paylaştı. Ve sahneye bitmeyecekmiş gibi duran enerjisiyle Jim Lawless çıktı. Cesur ve Kararlı ol sloganıyla zincirleri kırmamızı öğütledi.  At binmenin keyfini ve rüzgarı nasıl hissettiğini bizlere uygulamalı olarak gösterdi. Bu gösteriye tüm katılımcıların eşlik etmesini istediğinde salonda yaklaşık 2500 kişilik bir atlı süvari takımı gibiydik. Ardından çeşitli oturumlar arasından seçtiğimiz Prof Heike Bruch Organizasyonel enerjiyi arttıran liderlik sunumunu gerçekleştirdi. Sunum için simultane çeviri kulaklığı almamakla hata ettiğimi, Alman aksanıyla İngilizce konuşan bayan Bruch sayesinde fark ettim.  

Öğle arasında 2 katlı ve çok uzun bir alana kurulu fuar alanındaki stantları gezip, fuayede meslektaşlarımızla tanıştık. Kongre boyunca eksikliğini çok hissettiğimiz şey elektrik prizleriydi. Telefon ve tabletler ile not almaya çalışmak ve şarjın bittiğini görmek hoş olmadı ama yinede çeşitli noktalardan elektrik ihtiyacımızı çözmeye çalıştık.   

Öğleden sonra ki ilk oturum Duvarlar nasıl yıkılıyor oldu. Bu oturumda Elif Duru Gönen’in  moderatörlüğün de Turkticaret.web den Murat Yanıklar, Morhipo dan Melis Önce, Yemek Sepetinden Kıvılcım Kıran ve kendi kurumum olan Backup tan Levent Egemen Ercebeci çalışma alanları ve çalışma koşulları hakkında yaptıkları uygulamalardan bahsettiler.  

Bana göre günün en etkili oturumu Boyner Holding den İdil Türkmenoğlu’nun “Değişin Dedik Neden Hala Değişmediniz” oturumu oldu. İdil hanımın enerjisi ve etkileyici konuşması herkesi büyüledi. Oturum boyunca salon tamamen dolduğu için dışarıdan ek sandalye getirildi buda yetmedi ve bazı kişiler ayakta dinlemek durumunda kaldı. Gayet samimi ve sempatik bir şekilde bize Boyner Holding de düzenlenen “Ezberbozanlar Âlemine Yolculuk” isimli projeden bahsetti. Herkesin takdirini aldı. Oturum bittikten sonra farklı salonda sunum yapan Dönüştürücü İK (Transformative HR) kitabının yazarlarından Ravin Jesuthasan standına uğrayıp imzalı kitap temin ettim.  

Blog yazılarını takip edip paylaştığım Pepsi co dan İrem Önal ın da aralarında bulunduğu Çalışan Bağlılığı isimli oturuma katıldık. Pfizer da kurum kültürü oluşturulması adına bir çalışma yapıldığı, Pepsi de herkesin bir hikayesi olduğu ve bunları kitap haline getirip aidiyet duygusunu güçlendirdiğini anlattı.   

Günün son oturumu Şans Alışkanlığı: Başarısızlık İyidir ile Douglas Miller a aitti. Kraliyet İngilizcesi kullanarak başarı ve başarısızlık üzerine bir konuşma gerçekleştirdi. Yazdığı 8 kitabı 15 dile çevrilerek yayınlanmış aynı zamanda bir düşünür olan Douglas Miller kaliteli ve enerjik sunumu ile günün son oturumu olduğunu bizlere unutturdu.  

Gün sona erdiğinde ertesi günü nasıl daha aktif geçirebiliriz diye düşünmeye başlamıştık bile. Kongrenin 3. ve son günü hakkındaki bilgiler bir sonraki yazımda olacak.


18 Ekim 2013 Cuma

Metaforik Anlatımın Gücü Hakkında

Genel kanı insanların satranç zekasına sahip olması gerektiği ve sonraki hamleleri planlayabilmesi gerektiğidir.

İşin birde bulunduğun hamleyi aktarabilmesi var. Yani, konumunu anlatabilmen gerekiyor. Bu konu biraz karmaşık. Çünkü insanlar birkaç hamle ötesine odaklandığında bulundukları konumu dışarıya izah etmeleri zorlaşabilir. Burada iyi bir anlatımcı olmanız gerekmektedir. Yani niye böyle yapıyorsun dendiğinde, ben bunu ön görüyorum. Bu yüzden bu şekilde davranmam gerekiyor kısmını idrak ettirebilmeniz gerekiyor. Bu sosyal hayatınızda kullandığınız örneklemeler gibidir. Bazı şeyleri örnekleyerek veya bir şeylere benzeterek anlatıyoruz.

Bunu tüm yaşamına uygulayanlar olabilir. Meselâ ben. Bu konuda biraz takıntılı olabiliyorum. Bazı durumlar da basit bir olayı bile metafor kullanarak daha uzun bir şekilde anlatabiliyorum. Buda sıkıntı yaratabiliyor.

Başka bir sıkıntı konusu da metaforik olarak anlattığınız şeyi, karşı tarafın ilk hamlede anlamış olmasıdır. Buradaki doğal sonuç; sen beni çocuk mu sandın. Olabilir. Her koşulda metafor çok yararlı bir anlatım şeklidir. Kişinin zihin genişliğine ışık tutar. Yani ne kadar metafor, o kadar çok Veri yolu.
  
Metaforik anlatım tarzını bir insan kaynakları personeline çok yakıştırıyorum. Bazen bir konuyu anlatmakta zorluk çekilebilir. Ve anlatım da çeşitlilik gerekebilir. Tam bu durumda anlatımı zenginleştirmek ve kolay anlaşılır hale getirmek adına metaforik anlatım biçimine başvurulabilir.

Kişi aynı zamanda Meramını anlatırken çeşitliliğe ihtiyaç duyar. Bazen sadeleştirmek ve kolay anlaşılır olması adına, bazende anlatıma zenginlik katabilmek için bu yönteme başvurulabilir.

Metaforik anlatım da kendimizi geliştirebilmek için; 
·         Öncelikle, kelime dağarcığımızın geniş olması gerekiyor. 
·         Konuşmaları 140 karakterle anlatabilmeyi deneyelim. yani Twitter sistemi
·         Deneme yaparken olayı örnekler ve benzer ifadelerle zenginleştirelim.
·         Eğer seviyorsanız "tabu" oynayın. bu size farklı kelimeler ve betimleme olarak çeşitlilik katacaktır.

Kendi gelişiminiz adına ilk zamanlarda çevrenizdekileri biraz sıkabilirsiniz. Onlardan şimdiden özür dilemeyi unutmayın =)

Sosyal medyayı yakından kullanan insanlar olarak en iyi bildiğimiz nokta; “Söylenecek Ne Varsa En Kısa Haliyle Anlatabilmek Gerek.” Bu durumda anlatımı sadeleştirmek adına metafor kullanılabilir.


11 Ekim 2013 Cuma

Çapraz Konumlandırma Hakkında

Dün bahsettiğim gibi çapraz konumlandırma yazımı hazırladım. 

Çapraz kelime anlamı bakımından birbiriyle kesişen diye tanımlanabilir. Şirket içi genellikle satış esnasında birbirini tamamlayan farklı ürünlerin pazarlanabileceğini ifade etmek için kullanılır. Buna da çapraz satış denir.

Bizi ilgilendiren kısım ise çapraz konumlandırma.  Yani departmanlar arası benzeyen ve tamamlayan ortak noktaların farklı departman üyelerine tanıtım ve görev tanımı olarak eklenmesi hadisesidir. Burada temel amaç departmanın görevi olmasa bile, tamamlayıcılık konusunda ürün veya hizmet yaşam eğrisini takip edebilmektir. 

Örneklerle zenginleştirelim. Banka çağrı merkezinde çalışan personel üyeden yeni kart basımı talebini alır. Fakat işin devamını bilemez. Burada kişiye öncelikle kart basımı, ardından da kart gönderim departmanları gösterilir. Yani hem talebi alıp hemde organizasyon sürecini tanımış olur. 

Bu tip örneklerle çoğaltmak sizin elinizde. Amaç her personelin her departmanı ve işleyişlerini tanıması dır. Hem kişi diğer departmanları bilir hemde kendi departmanın da körelmemiş olur. Bu personel için kariyer planı yapılırken kendi önerilerini sunabilir. İlgili olan departmanda kariyer hedefleyebilir.

Böylelikle yetenek yönetimi konusunda kişilere alternatifli bir gelişim programı uygulayabilir. Belkide departman yıldızı olacak personel başka bir departmanda tükenmek üzeredir. 

Yeteneği keşfetmek için sarraf olmak gibi bir gayemiz olmazsa bu tip minik rotasyonlar ile yetenek keşfedebiliriz.

"Bazen bu kıyıda ki bir Meltem esintisi, diğer kıyıda Tsunami olur"

ilk yayın tarihi: 11/10/2013

6 Ekim 2013 Pazar

Konferans Heyecanı Hakkında

Her ik konferansın da ilk günkü Heyecanımla erkenden teşrif ederim alana. Heyecanımı farklı birinin yaşaması mümkün değildir. Çünkü herkez gibi ben normal iş yaşamında ik da çalışmıyorum. İk yı dorugunda hissedebildigim nadir anlardandır. Dolayısıyla Bunun keyfini çıkarmam gerekiyor.

Velhasıl işe öncelikle hazırlanmakta başlarım. Konferansın konusu, konuşmacılar gibi bir araştırmaya girişirim. Erkenden konferans yerine gidip fuayede gelenleri incelerim. İnsanlarla iletişime geçip fikir alışverişinde bulunurum. Eh birazda utandığım için ik cı olmadığımı söyleyemem herkeze. Ardından çeşitli notlar alıp insanların fikirlerine kulak veririm. Yapılan konuşmalar ve sorulan soruları gönülden dinlerim.

Bana bu konferanslardan ne anlıyorsun dediklerinde, kolay anlamaları için sen dizi den, maç dan ne anlıyorsan bende onu anlıyorum diyorum. Benim için dört gözle beklediğim vizyon filmi gibidir konferanslar.  Neticede insan kaynakları nı dolu dolu yaşayabildiğim nadir yerlerden.


Bu yüzden benim açımdan her konferans tatlı bir heyecan. İş yaşamında heyecanı yitirmeden devam etmeniz temennisi ile iyi bir hafta diliyorum sizlere.


5 Ekim 2013 Cumartesi

Bireysel Gelişim Hakkında

Bireyin iş hayatında hedeflerine ulaşabilmesi için en önemli görevi kendisini geliştirebilmesidir.Sorumluluk sahibi her birey yaşamı boyunca gelişimine önem verir. İş yaşamında bu olgu kariyer hedefine uygun düşen birtakım adımları atması anlamına gelmektedir.

İş yaşamında bireyin 2 tür gelişim içerisinde olması gerekmekte. 
1-Bulunduğu konum ve iş görevi itibariyle gelişim. Yani, yaptığı işin niteliğini güçlendirmek adına izlediği gelişim. Burada amaç kişinin görevinde başarılı olabilmesidir.
2-İleriki düzeyde alacağı görev ve sorumluluklara hazırlık gelişimi. Geleceğe hazırlanmalı, Güncel olabilmelidir. Her çalışanın kendisini ait olduğu yerde çalışmadığını ve farklı bir alanda çalışmak istediğini de düşünürsek, istediği bölümün gereklerini takip edip bu alanda gelişim göstermelidir.

Burada devreye kişisel gelişim kitapları giriyor. Kanaatim gereği bu olaya pek inanmıyorum. Bireyin kendini geliştirebilmesi nin ilk yolu, bunu istemesidir. Bu vesaitte bir nlp kitabı okumamış olursunuz. Hangi alanda eksik olduğunuzu ironi yaparak tespit edebilirsiniz. Buda size bir zaman kazandırır. Ve tespitler neticesinde ilgi duyduğunuz alanda faaliyet gösteren bir kişiyi kendinize idol seçmeniz gerekir. Buda size gitmeniz gereken yolda bir mentor tavsiyesidir.

Bu kadarla bitmiyor tabi gelişim serüveni. Bir taraftan gelişiyorken başka bir yetkinliği nizi köreltme meniz gerekiyor. Kendinize zaman ayırmanız ve gelişimden asla vazgeçme meniz gerekiyor.

Profesyonel çalışan kendini ve etrafını geliştirme prensibiyle kariyer haritasını çizer. Gelişime uzak kalan, oyuna da uzak kalır.


Gelişmek için okumak gerek. Ezber değil, yorumlamak gerek.